Meltem Demirkıran

Tarih: 23.02.2025 00:11

HANEK’NİN GÖZÜNDEN AŞK

Facebook Twitter Linked-in

HANEK’NİN GÖZÜNDEN AŞK

Aşk … Üç harf çokça anlam ifade eden bir kelime. Michael Haneke, aşk kelimesine kendi bakış açısı ile farklı bir pencereden bakıyor. Haneke sıra dışı, sarsıcı filmleri ile sinemanın author yönetmenlerinden biri. Aşk( Amour) filmi ise en sevdiğim filmi. Aşk ona yüklediğimiz anlama göre nedir? Çokça sevmek, güvenmek, inanmak ya da mutlu olmak? Hayır aşk böylesine baside indirgenemeyecek kadar yüce ve sarsıcı. Haneke’de aşkın en saf halini belki de en acımasız halini bizlere 2012 yapımı Aşk filmi ile sunar. Başrollerinde Jean Louis Trintignant, Isabelle Huppert ve Emmanuelle Riva’nın oyandığı Aşk filmi birçok festivalden ödül aldı.
Uzun yıllardan bu yana sevgi ile evliliklerine devam eden yaşlı bir çift, çiftlerden birinin felç geçirmesi ile günlük rutinleri değişir. Emekli müzisyen Anne ve George mutlu bir yaşam sürdürür. Birlikte keyifli akşam yemekleri yerler, konserlere giderler. Birbirlerini hiç sıkılmadan dinlerler. İlgi gösterir ve aşk ile bakarlar. Evlenirken nikah memurunun sorduğu bir soru vardır’’. Hastalıkta ve sağlıkta…’’ İşte George ve Anne’nin aşkı tam da böyledir. Anne'nin geçmişten gelen bir rahatsızlığı vardır ve hastalığı nükseder. Anne eşi ile yemek yerken bir an da dona kalır. George bir şeylerin ters gittiğinin farkındadır doktoru arar ve Anne’nin tedavisine başlanır. Anne tedavi olduktan sonra eve gelir ve Georges’tan bir söz ister: Hastaneye yatmak istemiyorum. George Anne’nin yemeğini yapar, yatağına yatırır ve yemeğini yedirir. Açıkçası aşkın sadece duygulardan mutluluktan değil kötü gün de de yanında olunabileceğinin kanıtını verir. George bu duruma ne kadar üzülse de elinden gelenin en iyisini yapar fakat Anne rahatça hareket edemediği ve yardıma muhtaç duruma düştüğü için eşine ben hasta değilim diyerek onu teselli etmeye çalışır.  İnsanın kendi ihtiyaçlarını karşılayamaması en zor şeydir. Anne’de başlarda kitap okuyup kendi yemeğini yemeye çalışan da eşinin ona bakması kaçınılmazdır. Anne’nin hastalığı günden güne kötüleşir. George istemediği bir şey yapar. Anne artık hayatta değildir. Haneke filmlerinde ki şaşırtıcı etkiyi burada bir kez daha göstererek seyirciyi şaşkınlığa uğratır. Kameranın genellikle sabit kullanılması bizi dışarıdan değil içeriden bir izleyici konumuna düşürür. Filmin dramatik etkisi açılış sahnesinden final sahnesine kadar devam ediyor. Aşkın tanımının ne olduğunu filmi izlerken tekrar tekrar düşünüyor halde buluruz kendimizi.  Yaşam alanları olan George ve Anne’nin evinde sadece onlar mutlu. Evin seyirciyi rahatsız eden bir ortamı olsa da evin sahipleri için durum hiç de böyle değil. Filmin bir sekansında eve giren güvercin dışarı çıkmakta zorlanıyor. Yönetmen Haneke Anne’nin çektiği zorlu süreci izleyiciye gösteriyor. Micheal Haneke tıpkı Kiarostami gibi hayatın en ince detaylarını izleyiciye vererek seyirciye görsel bir şölen sunuyor.
 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —